Site icon İcra Hukuku

İcra Müdürünün Usulsüz Tebligatı Re’sen Dikkate Alamaması: Yargıtay’dan Emsal Karar

İcra takiplerinde en çok tartışılan konulardan biri, tebligatın usulsüz yapılması durumunda icra müdürünün yetki sınırlarıdır. “Tebligat hatalıysa icra müdürü işlemi durdurmalı mı?” sorusu, hem borçlular hem de memur sorumluluğu açısından kritik bir öneme sahiptir.

2025 tarihli Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı, bu konuda son derece net bir ilke ortaya koymuştur: İcra müdürü, usulsüz tebligatı kendiliğinden (re’sen) dikkate alamaz. Bu ilke, özellikle memurun kusurundan kaynaklı tazminat davalarının kaderini belirlemektedir.

1) Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ve İcra Memurunun Sorumluluğu

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin görev alanı genel olarak “genel nitelikli özel hukuk” uyuşmazlıklarıdır. Ancak İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 5 kapsamında, icra memurunun kusurundan doğan tazminat davaları da bu dairenin inceleme alanına girer.

Daire; hatalı haciz ve satış işlemleri, gecikmiş işlemler veya memurun kusurlu davranışı nedeniyle uğranılan zararlara ilişkin davalarda son sözü söyler. Bu nedenle, icra memuru aleyhine açılan tazminat taleplerinde 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatları belirleyicidir.

2) Usulsüz Tebligatı Denetleme Yetkisi Kimdedir?

Bir tebligat yanlış yapılmış olsa bile, Yargıtay’ın yaklaşımı “şekli hukuk” prensibine dayanır. İcra müdürünün, önüne gelen tebligat mazbatasını içerik veya usul yönünden re’sen denetleme görevi bulunmamaktadır.

İcra müdürü ancak bir mahkeme kararı (iptal veya durdurma) varsa tebligatın sonuçlarını dikkate alabilir. Kendi inisiyatifiyle “Bu tebligat yanlış yapılmış, işlemi durdurayım” diyemez. Bunun temel sebebi, icra müdürünün yargı yetkisine sahip olmamasıdır.

3) Borçlunun Sorumluluğu ve Hak Düşürücü Süreler

Eğer borçluya yapılan tebligat hatalıysa, bu hatayı gidermek için yasal yollara başvurma yükümlülüğü borçlunun üzerindedir. Borçlu şu yolları izlemelidir:

Bu yollar kullanılmazsa, satış gerçekleşse bile zarar memurdan tazmin edilemez. Çünkü zarar, memurun işleminden değil, borçlunun süresinde yasal haklarını kullanmamasından kaynaklanmış kabul edilir.

4) Tazminat Davalarında Memur Kusuru Kriteri

Memur hakkında tazminat sorumluluğu doğması için sadece bir hata olması yetmez. Memurun görevini kötüye kullanması, açık ve bariz bir kusurunun bulunması veya kanuna açık aykırılık sergilemesi gerekir.

Usulsüz tebligatı re’sen dikkate alma görevi icra müdüründe olmadığı için, müdürün bu hatayı fark edip işlemi durdurmaması bir “kusur” olarak nitelendirilemez. Dolayısıyla, usulsüz tebligat gerekçesiyle açılan tazminat talepleri genellikle reddedilir.

5) Emsal Karar: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/1550 E.

Yargıtay’ın bu güncel kararında vurguladığı en önemli nokta şudur: “İcra müdürünün usulsüz tebligatı re’sen dikkate alamayacak olması…” ifadesi, memurun şahsi sorumluluğunu ortadan kaldıran temel kriterdir.

Karara konu olan olayda, borçlu mirasçılarının satış ilanını tebliğ almalarına rağmen ihalenin feshi davasını süresinde açmadıkları görülmüştür. Yargıtay, bu durumu “zarar ile memur işlemi arasındaki illiyet bağının kesilmesi” olarak değerlendirmiştir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Bu emsal karar ışığında özetle şunları söyleyebiliriz:

  1. Tebligatın usulsüz olması, tek başına memurun tazminat ödeyeceği anlamına gelmez.
  2. İcra müdürü tebligatın geçerliliğini kendiliğinden sorgulayamaz.
  3. Borçlu, kanuni süreleri kaçırırsa (özellikle ihalenin feshi için 1 yıllık süre), doğan zarardan kendisi sorumlu olur.

Hukuk Dairesi 2025/1550 E. , 2025/3312 K. “İçtihat Metni” MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/665 E., 2023/1612 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/530 E., 2021/644 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili; müvekkillerinin murisi aleyhine dava dışı … tarafından … 2. İcra Dairesinin 2009/13894 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak tebligatın isim benzerliği olan bir başka kişiye yapılarak takibin kesinleştirildiğini, hem kendisine tebligat yapılan kişinin hem de müvekkillerinin şikayet yoluna başvurduğunu, … 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/302 sayılı kararıyla ödeme emrinin iptaline karar verildiğini bu kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 03.07.2013 tarihli ve 2013/18047-24947 sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiğini, ancak bu süreçte müvekkillerinin murislerine ait mallar üzerine haciz konulduğunu ve … 2. İcra Dairesinin 2009/13894 sayılı ve … 1. İcra Dairesinin 2010/951 talimat sayılı dosyası ile satıldığını, kıymet takdirlerinin dahi müvekkillerinin MERNİS adresi olmasına rağmen alakasız kişiye tebliğ edildiğini, taşınmazların değeri daha yüksek olmasına rağmen cüzi miktarlar ile satıldığını, taşınmazların sonrasında kamulaştırılması üzerine iktisap edenlere daha yüksek bedeller ödendiğini, müvekkillerinin satışların iptali için … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/459 sayılı dosyası ile tapu iptal tescil davası açtıklarını, Mahkemenin davayı reddettiğini, müvekkillerinin akabinde ihalenin iptali için şikayet yoluna başvurduklarını dosyanın yetkisizlik ile gönderildiği … İcra Hukuk Mahkemesince bir yıllık hak düşürücü süre içinde ihalenin feshi istenmediğinden davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay tarafından onandığını, icra müdürünün kusurlu işlemleri nedeniyle satılan taşınmazları nedeniyle müvekkillerinin zarara uğradığını ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; hatalı tebligatın iptalinden sonra malların paraya çevrilmesine kadar geçen sürede başkaca tebligatlar yapıldığını, davacının açtığı tapu iptal tescil davası ile ihalenin feshi davasının reddedildiğini, icra müdürünün kusurlu işleminin olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıların murisi olan … aleyhine … 2. İcra Müdürlüğünün E.2019/13894 sayılı dosyasında ödeme emrinin “… köyü …/…” adresine tebliğ edildiği, dava dilekçesinde her ne kadar isim benzerliği nedeniyle yanlış kişiye tebliğ yapıldığı belirtilse de tebligat şerhinde “yurt dışında olması” nedeniyle tebligatın iade edildiği, alacaklının 02.02.2010 tarihli talebi üzerine borçlunun Tapu Müdürlüğünden bildirilen adresi olan “… Köyü …/…” adresine ödeme emrinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (7201 sayılı Kanun) 35. maddesine göre 05.03.2010 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 04.09.2011 tarihinde vefatından sonra tespit edilen yasal mirasçılarının tamamına kıymet takdir raporu ve satış ilanının usule uygun şekilde tebliğ edildiği, devam eden süreçte haciz işleminin kesinleşerek satış ilanının 28.05.2012 tarihinde borçlu/mirasçılar vekiline icra dairesinde elden tebliğ edildiği, taşınmazların 05.07.2012 tarihinde satıldığı, satış işlemleri tamamlanmadan önce 16.03.2012 tarihinde borçlu/ mirasçılar vekili tarafından açılan … 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/302 E. sayılı davasında davacıların murisi olan …’a çıkarılan 05.03.2010 tarihli ödeme emrinin iptali kararı verildiği ve bu kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 03.07.2013 tarihli ve 2013/18047 E., 2013/24947 K. sayılı karar ile onanarak kesinleştiği, ancak yargılama devam ederken icra işlemleri devam ettiğinden talimat dosyasında borçluya ait taşınmazlar satıldıktan yaklaşık 3 ay sonra ödeme emrinin iptal edilmiş olduğu, davacılar tarafından 25.09.2012 tarihinde açılan … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/459 E. sayılı tapu iptali ve tescili davasında tapu kaydının dayanağı olan ihale işlemi iptal edilmeden tapu kaydının iptal edilemeyeceği, ihalenin feshi için ise icra mahkemesinde dava açılması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15.01.2015 tarihli ve 2014/15340 E., 2015/344 K. sayılı ilam ile onanarak kesinleştiği, bunun üzerine açılan … İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/40 E. sayılı ihalenin feshi davasında, bir yıllık hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın 15.03.2016 tarihinde kesinleştiği, davacıların murisi …’a çıkartılan tebligatta usulü dairesinde adres araştırmasının yapıldığı, tebliğ tarihinde yürürlükte bulunan 7201 sayılı Kanunun 35. maddesine göre tebligat çıkartılmasında usulsüzlük olmadığı, tebligatın usulsüzlüğü hususunun icra müdürlüğünce re’sen araştırılması zorunluluğu bulunmadığı gibi mahkeme kararı olmadığı sürece re’sen işlem yapılamayacağı, murisin vefatından sonra davacılar/ borçlu mirasçıları vekilinin satış ilanını bizzat elden almasına rağmen yasal süresi içerisinde ihalenin feshi davası açmadığı, aynı şekilde yasal mirasçı olan davacıların kıymet takdir raporlarını tebliğ aldıkları ve icra takibi sürecine vakıf oldukları, ihalenin feshi davasının yasal süresi içerisinde açılması halinde iddia edilen zararın doğması engellenebilecekken açılmadığı, davacıların kendi kusurları ile hak düşürücü süre içerisinde dava açmadıkları, mevcut durumda ihale yoluyla edinilen kazanımın korunması gerektiği, benzer gerekçelerle dayanak ihale feshedilmeden tapu kaydı iptal edilemeyeceğine dair verilen kararın onararak kesinleştiği, netice itibariyle davacıların icra hukukuna özgü davalarla tebligat usulsüzlüğünden kaynaklı hatayı ve oluşan zararı gidermeleri mümkün olup icra memurlarınca tebligat usulsüzlüğü re’sen dikkate alınamayacağından oluşan zarar ile ileri sürülen sebep arasında illiyet bağı mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararında esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de usule aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; borçlu …’ın adresine çıkarılan 10 örnek ödeme emri tebligatının … memurunca borçlunun Almanya’da ikamet ettiği şerhinin düşülerek iade edilmesinden sonra yurt dışı adresinin tespit edilerek buraya tebligat yapılması gerekirken 7201 sayılı Kanunun 35. maddesine göre tebligat yapılmasının usulsüz olduğunu, icra memurunun usulsüz tebligat çıkartmama yükümlülüğünün bulunduğunu, nitekim icra hukuk mahkemesince tebligatın iptaline karar verildiğini ve kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiğini, ancak bu davanın uzun sürmesi nedeniyle müvekkillerinin taşınmazları satılarak zarara uğradıklarını, müvekkillerine kıymet takdir raporlarının da tebliğ edilmediğini belirterek, kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca icra dairesi memurunun kusurlu davrandığı iddiasıyla uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Temyiz olunan mahkeme kararındaki gerekçeye, 11.01.2011 tarihli değişiklikten önceki 7201 sayılı Kanunun 35. maddesine göre ödeme emrinin borçlunun resmi kurumlar nezdinde bulunan adresine 35. maddeye göre tebliğ edilmesinde usulsüzlük bulunmamasına, icra müdürünün usulsüz tebligatı re’sen dikkate alamayacak olmasına, davalıların ödeme emrinin iptali amacıyla açtıkları şikayet dosyasında icra mahkemesinden tedbir talep etmemiş olduklarından takibin devam etmiş olmasına, yine bilirkişi raporunda kıymet takdir raporlarının davacı mirasçılara, satış ilanının vekillerine tebliğ edildiğinin tespit edilmiş olmasına, davacıların satış ilanının tebliği ile beraber bir hafta içinde icra mahkemesine başvurarak ödeme emri tebliğinin usulsüzlüğünü ihaleye hazırlık işlemlerinde usulsüzlük kapsamında ileri sürerek, satışı durdurma kararı alma imkanının olmasına, bu imkan kullanılmadığı gibi, ihalenin feshi davasının da bir yıllık hak düşürücü sürede içinde açılmamış olmasına göre icra dairesi memurunun işlemlerinde hukuka aykırılık bulunmamasına, iddia olunan zararın ödeme emrinin usulsüz olarak tebliğ edildiğinin öğrenilmesinden sonra davacıların satışı engellemek için sahip olduğu hukuki yollara ya hiç ya da süresinde başvurmamış olmalarından kaynaklandığının anlaşılmasına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun kararının onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Exit mobile version