İcra hukukunda yıllardır süregelen ve adeta bir “kanun hükmü” gibi uygulanan “Sıra cetveli borçluya tebliğ edilmez, borçlunun cetvele itiraz hakkı yoktur” anlayışı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin taze bir kararıyla (27.11.2025 tarihli) temelinden sarsıldı.
Uygulamada bizler, İİK m. 140/son uyarınca sıra cetvelini sadece “alakadarlara” tebliğ ediyor, borçluyu bu sürecin dışında tutuyorduk. Ancak yüksek mahkeme; borçlunun mülkiyet hakkını ve hak arama hürriyetini merkeze alarak, yerleşik uygulamayı borçlu lehine genişleten devrim niteliğinde bir tespite imza attı.
Artık “Aktif Husumet Yokluğu” Bahane Edilemez
Yerel mahkemelerin ve BAM dairelerinin “borçlunun sıra cetvelini iptal ettirmekte hukuki yararı yoktur” şeklindeki katı yorumu, bu kararla boşa çıkmıştır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2025/1899 E. ve 2025/4083 K. sayılı ilamında; borçlunun, kendi malvarlığından elde edilen paranın kimlere, hangi sırayla ve hangi miktarda paylaştırıldığını denetleme hakkı olduğunu açıkça tescil etmiştir.
Kararın Hukuki Temeli: Anayasa m. 36 ve AİHS m. 6
Yargıtay, İİK 142. maddedeki “alacaklılar itiraz edebilir” hükmünü, İİK 16. maddedeki genel şikayet hakkı ve Anayasal “Adil Yargılanma Hakkı” ile harmanlamıştır. Kararın özü şudur: Eğer yapılan bir memur işlemi (sıra cetveli düzenlenmesi), borçlunun mülkiyet hakkını haleldar ediyorsa ve borçlunun bu usulsüzlüğü düzeltebileceği başka bir hukuki yol yoksa, borçluya yargı yolu kapatılamaz.
Uygulama İçin Ne Anlama Geliyor?
Bu karar, sıra cetvelinin borçluya tebliğ edilmemesi nedeniyle kaçırılan şikayet sürelerini ve borçlunun “pasif izleyici” konumunu ortadan kaldırmaktadır. Borçlunun; iptal edilen takiplerin, kesinleşmemiş alacakların veya muvazaalı borçların sıra cetvelinde yer almasına karşı sessiz kalması beklenemez.
Özetle; Hak arama hürriyeti, şekli hukuk kurallarının dar yorumlanmasından çok daha üstündür. Sıra cetveli süreçlerinde borçluyu saf dışı bırakan uygulama, bu ilamla birlikte artık hukuken sakattır.

